İlhan Koman’ın Açık Alan Heykelleri
İlhan
Koman, ütopyası olan ve sanatın
yanlızca beceri üstüne değil zihinsellik üstüne kurulu olduğunu
sergileyen, sanatla mühendislik arasındaki ara kesitte duran, sanat tarihinde
az örneğini bulabileceğimiz modern heykel geleneğinin usta sanatçılardandır.
Sanatçının
heykel üretimine bakıldığında
çağdaşı olan
meslektaşlarıyla arasında bir ayrım olduğu gözlemlenir. Belki de
heykeltraşların dikkatini daha çabuk çeken bu ayrım, sanatçının tek bir malzeme
değil çok farklı malzeme üzerindeki hakimiyeti ve seçilen malzemeyle
farklılaşan - çeşitlenen biçim ve anlatım zenginliğidir. Koman’ın malzemeye
yaklaşımını genel olarak incelediğimizdeyse yumuşak malzeme kullanıldığında
esnemeyi işine dahil eden kapalı kompozisyonları, sert malzeme
kullanıldığında gerilimi öne alan
dinamik kompozisyonları kurguladığını görürüz.
Koman, 1940’lardan 80’lerin sonuna uzanan yaklaşık 50 yıllık mesleki üretim
sürecinde bir üslup yaratma
endişesi taşımayıp, tekrarı benimsememiş aksine büyük bir merakla, doğayı,
insanı ,teknolojiyi, hareketi,rüzgarı ,geometriyi incelemeyi seçmiş ve yaratıcı
sanatçı tanımının gerçek karşılığını örneklemiştir.
Fiziksel yaşı ilerledikçe mesleki merakı ve biçim
dili gençleşen, seçtiği brüt malzemeyi
iç enerjileriyle yormadan kullanan , heykellerinde oyun oynuyormuş
tazeliği yaratıp ,diğer yandan izleyici tutan, çevresinden uzaklaşmaktan
alıkoyan , süprizlere açık ve düşünerek anlamaya çağıran bir heykel anlayışının
temsilcisidir Koman. Bu oyunun içinde dikkatle hesaplanmış, tasarlanmış; açık
ve kapalı kompozisyonları, boşluk ve dolulukları, modülerliği, kütle
dağılımını, fiziki ve plastik dengeyi, dokuyu, sistemi buluruz. Heykel
sanatının bu temel ögeleri konusunda adeta bir ders niteliği taşıyan heykelleri
tüm matematiksel kurgularına ragmen deneysel bir tad taşımaktadırlar.
İlhan
Koman’ın açık alan için yaptığı heykellerini incelediğimizde, kütlesel değil
çizgisel –açık kompozisyonları tercih ettiğini görmekteyiz. Kamusal alanda
geçirgen- saydam kompozisyonlar kuran sanatçı, belirli bakış açılarından
üstüste düşen çizgisel elemanlarla
heykelin kompozisyon kurgusunu zenginleştirmiş, alan üzerindeki etkisini
artırmıştır. Bu heykellerinde hareket halindeki izleyiciyi hesaba katarak
heykellerinin temel ögelerinden
biri olan hareketi bu kez heykelin çevresinden geçene yüklediğini ve onun görüntüsünü de heykelin bir parçası haline
getirdiğini görmekteyiz. Sanatçı açık alan heykellerinde , işlerini
yerleştirdiği mekanın doğal boşluğunu heykelinin bir elemanı olarak
kullanmıştır. “Leonardo’dan” ve “ Balık Sepeti” adlı işlerinde önemle öne çıkan boşluğun kullanımı “Üç Kanatlı
Rotor” unda boşluğun hareketini , hava akımını kullanmaya dönüşmüştür.
Akdeniz
heykeliyse durarak izlenmekten ziyade izleyenin hareket halinde olduğu
varsayılarak kurgulanmıştır. Bedene ait elemanların biçimsel yapılarının
heykelin enine doğru uzanmışlığı heykelin önünden belirli bir hızla
geçilerek izlendiğinde kısalmakta,
boş ve dolu yüzeyler göz yanılması yaratarak heykel adeta bir yelken gibi
rüzgarla dolmakta ve titreşmektedir .Açık alan heykellerinde yakın ve uzak
etkiyi ustalıkla kurgulayan sanatçı Akdeniz’de de ana vurguyu uzak
etki üstünde oluşturmuştur.
Heykel
sanatçıları için açık alanda yer alacak işler tasarlamak önemli problemlerle
yüzleşmeyi gerektirir. Heykelin
fiziksel çevresiyle kurmak zorunda olduğu biçim, malzeme, renk,
oran ilişkisi ötesinde, yerleştiği
mekanın yaşamına katılmak, izleyici ile
entellektüel ilişki kurmak,
o “yer” e ait olmak gibi sıralanabilecek
bir dizi sorunun cevabı ile uğraşır sanatçı. Asıl önemlisi de kendi
beğenisini biçim, boyut anlayışını topluma dayatamaz, kamusal alan sanatçı için bir tatmin alanı değil
bir sorumluluklar alanıdır. Kamusal alana yerleştirilecek sanat yapıtında sanatçı- mekan- izleyici ortaklaşa
yaratısından söz edilebilir. Koman
tüm bu unsurları dikkate alarak açık alanlara yerleştirdiği işlerinde,
sanki alana sessizce sızmakta ve heykelle birlikte alanı paylaşacak olanları ,
insanı ve insan davranışlarını hesaba katmaktadır. 1970’lerde özllikle güney
Avrupa’da İtalya’da kamusal alanda heykelin yaşamla ilişkisi konusunda
tartışmalar yapılmakta, önemli açılımlar getirilmekteydi. Francesco Somaini,
Pietro Cascella, Gio Pomodoro gibi kimi heykeltraşların kamusal alan ve heykel
ilişkisine yeni bakış açıları
getiren heykelleri alanlarda yer
almaya başlamıştı. Koman’ın Leonardo’ dan ve “Balık Sepeti” adlı heykelleri
aynı yıllarda insana mekan yaratan heykel anlayışına kuzeyden bir katkı gibidir.
İstanbul’da
İlhan Koman sergileri açılacağını
duyduğumda internette yaptığım
bir araştırma sırasında iki haber
dikkatimi çekti. İlki; Edirne’de
Türk-iş, Hak-iş ve Disk’e üye işçiler İş Yasası Tasarısını protesto
etmek amacıyla İlhan Koman Parkında toplandılar, diğeri de İlhan Koman Parkında toplanan 300
savaş karşıtı Irak savaşının
yıldönümünde protesto göterileri
düzenlediler. Bu haberleri okuduğumda , yaşamı, insanı, hareketi, biçimi ve çoğalmayı
merakla gözlemleyen ve yapıtlarında kullanan Koman’ın belki de açık alanda yer
alan en önemli heykellerinden biri , adıyla anılan bu park ve üstünde devinen
yaşam diye düşünmeden edemedim.
Son
söz olarak Akdeniz’li bir göçmen sanatçıya İsveç’in dingin kuzey ışığında
üretme olanağı tanıdıkları, alanlarını açtıkları için İsveçlilere ve genç
sanatçılara yaşamı merak etmeyi yeniden hatırlatacağına inandığım bu sergileri
düzenledikleri için Koman Vakfı’na teşekkür etmek isterim.
Marmara Üniversitesi
Güzel Sanatlar Fakültesi
Heykel Bölüm Başkanı
Doç. Nilüfer Ergin